Bozkırın Altın Başaklarıyla Bezenmiş Huzur Köprüsü: Artova İlçe Gezi ve Kültür Rehberi
Tokat’ın o gür ormanlarla kaplı kuzey ve merkez coğrafyasından güneye, İç Anadolu’nun o vakur, dingin ve geniş ufuklu bozkır iklimine doğru uzandığınızda, sizi etrafı alçak dağlarla çevrili devasa bir yüksek plato karşılar. Burası; rüzgarın altın sarısı ekin tarlalarında adeta bir deniz dalgası gibi raks ettiği, demir ağların bozkıra hayat verdiği, binlerce yıllık yeraltı şehirlerinin gizemini koruduğu ve Anadolu insanının o katıksız sevgisini her adımda hissettiren Tokat’ın güney kapısı Artova’dır.
Artova; kalabalıklardan uzaklaşmak, Anadolu’nun gerçek bozkır ruhunu solumak, tarihin satır aralarında kaybolmak ve tarımın toprakla olan asırlık bağını yerinde gözlemlemek isteyen nitelikli gezginler için keşfedilmeyi bekleyen saklı bir hazinedir. Kuzey Karadeniz’in nemli havası ile İç Anadolu’nun sert ama samimi ikliminin geçiş koridorunda yer alan bu özel ilçeyi; lojistik konumundan köklü tarihsel kronolojisine, gizemli yeraltı yapılarından köklü halk kültürüne kadar en ince ayrıntılarıyla adım adım bir seyahat kültürü başyapıtına dönüştürelim.
1. Coğrafi Konum ve Lojistik Atlası: Bozkırın Demir Ağlarla Buluştuğu Nokta
Bir seyahat rotası oluştururken harita okurlarının, kültür kaşiflerinin ve fotoğrafçıların en çok dikkat ettiği unsurların başında coğrafi yapı, komşuluk ilişkileri ve ulaşım kolaylığı gelir. Artova, bu açılardan bakıldığında kendine has son derece karakteristik özelliklere sahiptir.
İlçe, Tokat ilinin güney bölümünde, İç Anadolu Bölgesi ile Orta Karadeniz Bölgesi’nin fiziki ve iklimsel sınır çizgisinde yer almaktadır. Coğrafi yapısı, geniş düzlükler ve bu düzlükleri çevreleyen aşınmış yaşlı dağ kütleleri ile karakterize edilir:
- Mesafe ve Komşuluk Ağları: Artova ilçe merkezi, bağlı olduğu Tokat şehir merkezine yaklaşık 38 km uzaklıktadır. İlçenin kuzeyinde Tokat merkez ilçe, doğusunda Sivas’ın Yıldızeli ilçesi, güneyinde Sulusaray, batısında ise Yeşilyurt ilçesi yer almaktadır. Bu stratejik konumu, onu Tokat ile Sivas arasında tarihi bir geçiş koridoru haline getirmektedir.
- Demiryolu Mucizesi ve Ulaşım Hatları: Artova’nın lojistik kimliğindeki en büyük ayırt edici unsur, Cumhuriyet’in ilk yıllarında inşa edilen Samsun-Sivas demiryolu hattının ilçenin tam kalbinden geçmesidir. Bu demiryolu, ilçeyi sadece ekonomik olarak değil kültürel olarak da dış dünyaya bağlamıştır. Karayolu ile ulaşım ise Tokat merkezden güneye uzanan pürüzsüz asfalt yolla oldukça konforludur. Ayrıca yeni Tokat Havalimanı’na olan mesafesi yaklaşık 60 km olup, uzak şehirlerden gelecek gezginler için harika bir entegrasyon sunar.
- Yüzölçümü, Rakım ve Çetin İklim Yapısı: Yaklaşık 450 kilometrekarelik bir alana yayılan Artova, ortalama 1200 metrelik yüksek rakımıyla Tokat’ın en yüksek ilçelerinden biridir. Bu yüksek irtifa, ilçede tam bir karasal iklimin hüküm sürmesine neden olur. Kışları karlı ve oldukça çetin geçerken, yaz ayları ise nemsiz, sıcak ama geceleri alabildiğine serin ve ferah bir bozkır havası sunar.
2. Asırlık Kronoloji: Kunduz’dan Demiryolu Kentine Artova Tarihi
Google’da “Artova tarihi”, “Artova adının kökeni” veya “Kunduz nahiyesi” diye kapsamlı aramalar yapan tarih, arkeoloji ve sosyoloji meraklıları için bu bölüm, akademik kaynakların süzgecinden geçmiÅŸ adeta bir zaman tüneli niteliÄŸindedir.
Artova isminin kökeni incelendiÄŸinde, coÄŸrafi yapısına yapılan muazzam bir vurgu göze çarpar. Eski Türkçe ve yerel ağızlarda “Art” kelimesi; arka, öte, yukarı veya daÄŸ arkasındaki düzlük anlamına gelir. “Ova” kelimesiyle birleÅŸtiÄŸinde ise “Dağın arkasındaki ova” ya da “Yukarı ova” manasını taşır. İlçe, modern merkezine taşınmadan önce tarihi kayıtlarda uzun süre “Kunduz” veya “Kızılca” adıyla anılan kadim bir idari merkezin devamıdır.
Antik Çağ Kalıntıları ve Erken Hristiyanlık Sığınakları
Artova topraklarındaki insan izleri M.Ö. 3000’lere, Tunç Çağı’na kadar uzanmaktadır. Hitit İmparatorluğu’nun etki alanında kalan bölge, Frig ve Pers egemenliklerinin ardından Roma İmparatorluğu’nun Doğu sınır hattının önemli bir parçası olmuştur. Özellikle M.S. 3. ve 4. yüzyıllarda, Hristiyanlığın henüz Roma tarafından resmi din olarak kabul edilmediği ve baskılandığı dönemlerde, Artova’nın sarp kayalıkları ve yumuşak tüf dokulu arazisi, ilk Hristiyanlar için muazzam bir sığınma alanı sunmuştur. Bölgede inşa edilen yeraltı şehirleri, bu inanç savaşlarının ve hayatta kalma mücadelesinin en somut tarihi vesikalarıdır.
Türk-İslam Dönemi ve Danişmend Bakiyesi
1071 yılındaki Malazgirt Meydan Muharebesi’nin ardından Anadolu’nun kapıları Türklere açıldığında, Tokat ve çevresini fetheden DaniÅŸmend Gazi’nin akıncıları Artova Ovası’nı stratejik bir kışlak ve otlak alanı olarak kullanmışlardır. Selçuklular ve KaramanoÄŸulları döneminde de önemini koruyan bölge, Yıldırım Bayezid döneminde Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde uzun yıllar Sivas Eyaleti’ne baÄŸlı bir nahiye olarak yönetilen bölge, tarımsal üretimi ve yetiÅŸtirdiÄŸi nitelikli atları ile imparatorluÄŸun lojistik ihtiyaçlarına büyük katkı saÄŸlamıştır.
Demiryolu ile Değişen Kader ve Cumhuriyet Dönemi
Artova’nın modern bir yerleÅŸim yerine dönüşmesi tamamen Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu vizyonunun bir parçası olan demiryolu hamlesiyle gerçekleÅŸmiÅŸtir. 1920’lerin sonunda baÅŸlayan ve 1930’larda tamamlanan Samsun-Sivas demiryolu hattı projesinde, o dönem küçük bir köy veya istasyon noktası olan bugünkü ilçe merkezine bir gar inÅŸa edilmiÅŸtir. İstasyonun açılmasıyla birlikte tarihi Kunduz nahiyesinin merkezi buraya taşınmış, ticaret ve nüfus bu hat etrafında kümelenmiÅŸtir. Artova, 1 Haziran 1944 tarihinde çıkartılan bir kanunla resmi olarak ilçe statüsü kazanmış, daha sonra baÄŸrından Sulusaray ve YeÅŸilyurt gibi iki ayrı ilçeyi çıkaracak kadar büyümüştür.